Aylar: Eylül 2015

GÜNDE ON BEŞ DAKİKA OKUMAK İYİ GELİR- Özlem Tokman

blog pictureGünlük okuma rutininin beyin fonksiyonlarını geliştirdiği yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır

Kitapların modası geçiyor mu?

Yapılan pek çok çalışma okumanın genel olarak insana iyi gelen bir faaliyet olduğunu kanıtlamıştır. Ancak her geçen gün daha az kitap okunan dünyamızda bu iyiliğin yerine ne koyacağımız gerçekten biliyor muyuz? Telefonlarımızda oynadığımız oyunlar, sosyal medya üzerinden yapılan bir paragraflık kısa paylaşımlar, belki gazete başlıkları ve bir iki makale…Elimize basılı bir metin alıp baştan sona ne zaman okuduk acaba? Teknolojiyi daha geriden takip eden biz yetişkinler bile bırakın bir kitabı okuyup bitirmeyi, bir metni baştan sona okuyup tamamlamakta zorlanırken, sürekli yenilenen iletişim teknolojisinin araçlarıyla içli dışlı yaşayan çocuklarımızın durumu ne olacak?

Fiziksel zindelik için uyguladığımız egzersiz programları gibi günlük okuma alışkanlığı da zihinsel zindelik sağlar.

a-kid-readingOkumaya nereden başlamalı?

İki yıl kadar önce psikologlar tarafından yapılan bir araştırmada, roman okumanın okuyucuların diğer insanlarla empati kurmasını ve onların duygularını anlamalarını kolaylaştırdığı saptanmış. Çok satan, popüler kitaplar bile aynı işlevi görebiliyormuş. Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nde geçen yıl yapılan bir diğer araştırmada da, Robert Harris’in 300 sayfalık Pompei romanını okuyan deney grubundaki öğrencilerin dil öğrenme kabiliyetiyle bağlantılı beyin fonksiyonlarında gözle görülür bir artış tespit edilmiş.

Okumaya devam et “GÜNDE ON BEŞ DAKİKA OKUMAK İYİ GELİR- Özlem Tokman”

Reklamlar

KİTAP YAKICILIĞI: BİR DİSTOPYANIN ETE KEMİĞE BÜRÜNÜŞÜ- Özlem Tokman

Farenheit451

Hepimiz okulda kitap okumanın faydalarını öğrendik. Kitaplara dokunduk, sayfalarını çevirdik, resimlendirmelerini inceledik, hayal kurduk, heyecanlandık… Okuyarak düşünmeyi öğrendik. Kitabın düşünceleri nesilden nesile aktaran bir araç olduğunu keşfettik. Kitaplar olmadan, geçmişimiz, tarihimiz olamazdı. Kitaplar olmadan insanlık, içi boş bir kabuktan ibaret kalırdı. Bu nedenledir ki insanlığın iflas ettiği noktalar hep dünyanın kitapsız uçlarıdır. Zor yoldan bütün bunları öğrendik.

Çocuk kitapları da yazan, kısa öyküleriyle meşhur İngiliz yazar Neil Gaiman, Ray Bradbury’nin tüm kitapların yakıldığı karanlık bir dünyayı tasvir ettiği Fahrenheit 451 romanı için yazdığı önsözde etkileyici şeyler söylüyor. Gaiman’a göre Bradbury’nin distopyası, insanoğlunun düşünceleri bastırmak için işe kitap yakmakla başlayıp bunu insan yakmaya kadar nasıl götürebileceğini anlatıyor.

Ray Bradbury, iki dünya savaşı arasında doğmuş, liseden sonra formal eğitimi bırakıp kendini halk kütüphanelerinde kitap okuyarak yetiştirmiş, döneminin büyük bilim kurgu ve fantastik roman yazarlarındandı. Bradbury kitaplara aşık bir adamdı. Kitaplara kıymet veren, hayatın anlamını kitaplarda bulan biriydi. Bu nedenle tarih boyunca yakılan kitaplar, kütüphaneler hep çok ilgisini çekmişti. Bradbury için halk kütüphanelerinde raflara dizilmiş kitaplar, orada, o kitaplarla birlikte bir yazar topluluğunun da yaşadığı anlamına geliyordu. Doğal olarak bir kitabı yakmak, bir yazarı yakmak demekti. Ve yazarları yakmak insanlık dışıydı.

Okumaya devam et “KİTAP YAKICILIĞI: BİR DİSTOPYANIN ETE KEMİĞE BÜRÜNÜŞÜ- Özlem Tokman”

DUYGUSAL VE SOSYAL ÖĞRENME – Özlem Tokman

Çocuklarımızın okul yılları çoğunlukla başarı odaklı geçiyor. Özellikle ilköğretimin tamamlanmasının ardından iyi bir üniversiteye girme hayaliyle ilerleyen zaman, çocukların ilk gençlik yıllarını da önüne katıp götürüyor. Onlara, bu yıllar bir daha geri gelmez, şimdi çalışmazsan sonra pişman olursun, diyoruz. Peki ya yetişkinler olarak bizim de pişmanlık duyacağımız davranış kalıplarımız yok mu?

Zekâ dediğimiz şeyin tek yönlü olmadığı, matematik problemleri çözmenin ötesinde duygusal ve sosyal bir yönünün de olduğu artık bilinen, kabul edilen bir gerçek. Hayat bir matematik ya da fen problemi değil, çözmesi çok daha güç, katman katman açılan büyük bir gizem aslında. Bu yüzden, çocuklarımızın akademik başarısı için elimizden geleni yaparken, hayatla mücadele etme ve duygusal dalgalanmalarla başa çıkma yeteneklerini de geliştirmek zorundayız. Sağlık alanında giderek daha çok duyduğumuz holistik tıp anlayışı gibi (hastayı bedensel ve zihinsel bir bütün olarak değerlendirmek) öğrenmede de bütüncül bir yaklaşım benimsemek gerekiyor.

Okumaya devam et “DUYGUSAL VE SOSYAL ÖĞRENME – Özlem Tokman”

DAHA ÇOK OKUMAK MI DAHA ÇOK DERS ÇALIŞMAK MI? – Özlem Tokman

Son iki yıldır Güney Doğu Asya’nın küçük fakat eğitimde öncü rol üstlenen bir ülkesinde yaşıyorum. Singapur bir şehir devleti. Kendilerini, bayraklarının kırmızı renginden ve ufacık bir ülke olmalarından dolayı, dünya haritasındaki küçük kırmızı nokta olarak tanımlıyorlar. İşte bu küçük ülkede, devlet bütçesinden en büyük payı alan kalem eğitim. Bunun doğal sonucu olarak eğitimle ilgili her türlü konu, tüm yönleriyle tartışılıyor.

Son günlerde tartışılan konulardan biri şöyle; daha çok kitap okumak mı, daha çok özel ders mi? Singapurlular dünya sıralamasında oldukça yukarılarda yer alan eğitim sistemleriyle gurur duyuyorlar. Bu çalışkan insanlar, ülkeleri ve kendileri için en iyisini yapma gayretindeler. Belki de sadece küçücük bir ada devleti olduklarından biraz korku içindeler. Çabalamayı bırakırlarsa binbir emekle kurdukları bu düzenin bozulmasından çekiniyorlar. İşte bu korkunun sonucu mudur bilmiyorum, okullarda zaten ziyadesiyle iyi eğitim alan çocukları bir de özel dersten özel derse koşturma gibi kötü bir alışkanlıkları var. Devlet, artık çığırından çıkan bu işin belli ki önünü kesmek istiyor. Bu amaçla son zamanlarda, basın ve yayın organlarında özel derslere karşı hatırı sayılır bir karşı propaganda yapılıyor.

Türk ailelerinin davranış biçimleriyle de benzerlikler taşıyan bu özel ders ve dershane merakının akademik başarı üzerindeki etkileri gerçekten merak konusu. Büyük gazetelerden biri tarafından yapılan ankete göre, Singapur’da okul çağında çocuğu olan her on aileden yedisi çocuğunu özel derse gönderiyor. Geçen yılın hane halkı tüketim anketine göre ise, aileler toplamda bu derslere yılda 1,1 milyar dolar maddi kaynak ayırıyorlar.

Okumaya devam et “DAHA ÇOK OKUMAK MI DAHA ÇOK DERS ÇALIŞMAK MI? – Özlem Tokman”