DAHA ÇOK OKUMAK MI DAHA ÇOK DERS ÇALIŞMAK MI? – Özlem Tokman

Son iki yıldır Güney Doğu Asya’nın küçük fakat eğitimde öncü rol üstlenen bir ülkesinde yaşıyorum. Singapur bir şehir devleti. Kendilerini, bayraklarının kırmızı renginden ve ufacık bir ülke olmalarından dolayı, dünya haritasındaki küçük kırmızı nokta olarak tanımlıyorlar. İşte bu küçük ülkede, devlet bütçesinden en büyük payı alan kalem eğitim. Bunun doğal sonucu olarak eğitimle ilgili her türlü konu, tüm yönleriyle tartışılıyor.

Son günlerde tartışılan konulardan biri şöyle; daha çok kitap okumak mı, daha çok özel ders mi? Singapurlular dünya sıralamasında oldukça yukarılarda yer alan eğitim sistemleriyle gurur duyuyorlar. Bu çalışkan insanlar, ülkeleri ve kendileri için en iyisini yapma gayretindeler. Belki de sadece küçücük bir ada devleti olduklarından biraz korku içindeler. Çabalamayı bırakırlarsa binbir emekle kurdukları bu düzenin bozulmasından çekiniyorlar. İşte bu korkunun sonucu mudur bilmiyorum, okullarda zaten ziyadesiyle iyi eğitim alan çocukları bir de özel dersten özel derse koşturma gibi kötü bir alışkanlıkları var. Devlet, artık çığırından çıkan bu işin belli ki önünü kesmek istiyor. Bu amaçla son zamanlarda, basın ve yayın organlarında özel derslere karşı hatırı sayılır bir karşı propaganda yapılıyor.

Türk ailelerinin davranış biçimleriyle de benzerlikler taşıyan bu özel ders ve dershane merakının akademik başarı üzerindeki etkileri gerçekten merak konusu. Büyük gazetelerden biri tarafından yapılan ankete göre, Singapur’da okul çağında çocuğu olan her on aileden yedisi çocuğunu özel derse gönderiyor. Geçen yılın hane halkı tüketim anketine göre ise, aileler toplamda bu derslere yılda 1,1 milyar dolar maddi kaynak ayırıyorlar.

Peki, bu özel ders ve dershane çılgınlığının alternatifi nedir? Çocukların akademik başarısını arttırmanın, uzun vadede aldıkları eğitimin kalitesini yükseltmenin başka bir yolu var mıdır? İşte tartışılan mesele bu.

OECD tarafından 2000 yılında yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, okuma alışkanlığı ve yüksek notlar arasında doğrudan bir bağlantı var. Amerikalı eğitimciler Susan Neumann ve Donna Celano daha fazla kitap okumanın, çocuklarda “bilgi sermayesi” olarak tanımladıkları bir birikime yol açtığını savunuyorlar. Bilgi sermayesi, akademik konular da dâhil olmak üzere farklı alanlarda yeni bilgiler edinmeyi kolaylaştıran bir birikim olarak tanımlanıyor. Yani bol kitap okuyan çocuk, akademik bilgileri kavramaya ve yeni şeyler öğrenmeye, okumayan bir çocuğa göre çok daha yatkın oluyor.

Okumayan çocukların, yavaş okuma ve okuduğunu anlama güçlüğünden dolayı, sadece edebiyat ve sosyal bilimlerde değil, matematik ve fen bilimlerinde de okuyan akranlarından daha geride kaldıkları da söyleniyor.

Kitap okumanın özel derse göre çok daha ucuz bir alternatif olduğu da aşikâr. Bir kitap satın almak, kitap değişimi yapmak, kütüphaneden ödünç kitap almak ucuz, hatta bedava faaliyetler.

Tabii bütün bunların ötesinde kitap okumanın akademik başarıyı aşan uzun vadeli yararları da var.

Okumak, dünyayı çocukların ayağına getiren bir faaliyet. Gidemediklerini, göremediklerini, yapamadıklarını, bilemediklerini, başuçlarına uzanıp erişebilecekleri kadar yakına getiren sihirli bir değnek gibi… Roman okumanın verdiği heyecan ve coşkuyu hepimiz biliyoruz. Fen, coğrafya ve tarih alanındaki kitaplar, biyografiler ise ufuk açan, yeni bakış açıları geliştiren birer bilgi ve birikim kaynağı. Çocukların ilgi alanlarına göre seçebilecekleri yüzlerce, binlerce kitap da var artık. Futboldan başka hiçbir şeye ilgi duymayan bir çocuğu bile en azından futbolla ve sporla ilgili kitaplar ve gazete haberlerini okumaya teşvik etmek mümkün.

İşte bu noktada, okumak ve okutmak aileler için birincil bir sorumluluk haline geliyor. Okumanın faydalarının sadece okulda anlatılmasının ve teşvik edilmesinin pek bir faydası olmadığı kesin. Okumayı kafasına koymuş çocuk, annesi ve babası okumasa da okuyor. Yapıyor, ediyor, buluyor, buluşturuyor ve okuyor. Bunlar, içlerinde okuma sevgisi taşıyan, bir kurgunun içinde kaybolabilen, edebiyatın sözcüklerle oynanan zekice bir oyun olduğunu kavrayabilmiş çocuklar. Peki ya içinde bu coşkuyu kendiliğinden taşımayan çocuklara ne olacak?

Onlara örnek olunacak. Evde kitap ve gazete okunacak. Birlikte kitapçıya gidilecek, sayfalar karıştırılacak, eve dönülecek, bir bardak çay doldurulup birlikte kitabın tadı çıkarılacak. Çocuklarını kitap okumamakla suçlayan pek çok ebeveyn kendileri de maalesef kitap okumuyor. Tüm boş vakitlerini bir telefon, tablet bilgisayar ya da televizyon ekranına bakarak geçiren yetişkinlerin yanında büyüyen çocuklardan kitap sevgisi beklemek haksızlık olur. Örnek olabilmek en büyük erdem aslında. Hafta sonu evde yatıp burnunu bile dışarı çıkarmayan bir anne babanın çocuğundan spor alanında büyük başarılar beklemesi ya da devamlı sağlıksız, hazır yiyecekler tüketirken çocuğumuzun sebze-meyve aşığı olmasını istemek gibi, eline mecbur olmadıkça yazılı metin almayan kişilerin çocuklarının kitap okumasını beklemek de saflık olur.

Eğitimin her aşamasında olduğu gibi okuma alışkanlığı da ilk evde başlıyor. Çin, Avrupa ve Afrika kıtasını içine alan geniş çaplı bir başka araştırmanın sonucuna göre çocuklar örnek alarak okuma alışkanlığı kazanıyorlar. Araştırma, bu alışkanlığın küçük yaşlarda kazanıldığını da gösteriyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara kitap almak, gece uyumadan önce ya da günün sakin saatlerinde onlara kitap okumak, geleceğin bağımsız okuyucularını yetiştirmenin ilk koşulu. Ayrıca hem kitap okumayıp hem de çocuklara kitap okumaları için sürekli baskı yapmanın, onları kitap okumaktan sonsuza kadar soğutan, çok yanlış bir davranış olduğu da araştırma sonuçlarıyla kanıtlanmış.

Öyleyse okumanın genç zihinler üzerinde değiştirici, dönüştürücü hatta ters yüz edici bir etkisi olduğunu bilelim ve çocuklarımıza destek olalım. Çocukların zihinlerini, kalplerini olumlu ve barışçıl duygulara açan, şiddetten uzaklaştıran, bakış açılarını genişleten, hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını besleyerek onları şekillendiren bu büyülü faaliyetin erdemini onlara örnek olarak gösterelim. Teknolojiyle yarışamayan o güzel kitapların raflarda tozlanmasına izin vermeyelim. Unutmayalım ki kitapsızlık en büyük mahrumiyettir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s