DUYGUSAL VE SOSYAL ÖĞRENME – Özlem Tokman

Çocuklarımızın okul yılları çoğunlukla başarı odaklı geçiyor. Özellikle ilköğretimin tamamlanmasının ardından iyi bir üniversiteye girme hayaliyle ilerleyen zaman, çocukların ilk gençlik yıllarını da önüne katıp götürüyor. Onlara, bu yıllar bir daha geri gelmez, şimdi çalışmazsan sonra pişman olursun, diyoruz. Peki ya yetişkinler olarak bizim de pişmanlık duyacağımız davranış kalıplarımız yok mu?

Zekâ dediğimiz şeyin tek yönlü olmadığı, matematik problemleri çözmenin ötesinde duygusal ve sosyal bir yönünün de olduğu artık bilinen, kabul edilen bir gerçek. Hayat bir matematik ya da fen problemi değil, çözmesi çok daha güç, katman katman açılan büyük bir gizem aslında. Bu yüzden, çocuklarımızın akademik başarısı için elimizden geleni yaparken, hayatla mücadele etme ve duygusal dalgalanmalarla başa çıkma yeteneklerini de geliştirmek zorundayız. Sağlık alanında giderek daha çok duyduğumuz holistik tıp anlayışı gibi (hastayı bedensel ve zihinsel bir bütün olarak değerlendirmek) öğrenmede de bütüncül bir yaklaşım benimsemek gerekiyor.

Bu bakış açısının kutunun dışına çıkarak, olayları farklı açılardan görebilme yeteneğini geliştirmeyle de doğrudan bağlantısı var. Durup kendi kendimize sormamız, arada bir kafamızı kaldırıp çevremize ya da arkamıza bakmamız gerekiyor. Platon’un idealar kuramında kurguladığı gibi, ayaklarımız zincirli bir halde mağaranın duvarındaki gölgeleri izlemek zorunda değiliz. Kafamızı çevirip mağaranın dışında da bir gerçeklik olduğunu görebilir, yıllanmış alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.

Mesela çocuklarımıza çarpım tablosunu, hız ve havuz problemlerini, fizik kurallarını, biyolojinin temellerini, elementleri ve daha nice faydalı bilgiyi öğretirken, arada bir soluklanıp gündelik hayata, duygularımıza dair basit sorular sormayı unutmamalıyız.

Soru 1: Seni en çok eğlendiren faaliyetler nelerdir? Kendine bir liste yap. Mutsuz hissettiğin zamanlarda listeni çıkar ve keyiflenmek için bu faaliyetlerden birini yapmayı dene. Neşen yerine geldiğinde kendine bir yıldız ver. Yıldızların çoğaldıkça kendinle gurur duyabilirsin. Ayrıca bu bir sır, neşelenmeyi nasıl becerdiğini kimsenin bilmesi gerekmiyor.

Soru 2: İstediğin üniversitenin hayal ettiğin bölümüne giremedin. Herkes dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyor. Annen ve baban hayal kırıklığı içinde, sen de üzgünsün ve ne yapacağını bilmiyorsun.

Aklına doluşan olumsuz düşünceler neler? Peki ya olumlular? Düşüncelerini bir kağıda yaz. Bu noktadan ileriye doğru nasıl hareket edebileceğini düşün. Seni bekleyen başka fırsatları görmeye çalış. Umutsuzluğa kapılmadan bir yol haritası çiz. En iyi arkadaşlarına, güvendiğin büyüklere danış, sana hayatta yol gösteren güzel kitaplara başvur. Mutlaka bir çıkış yolu var, bunu sen de biliyorsun. Çünkü hayat tek yönde ilerleyen bir yarış değil. Eğer görebilirsen, farklı yollar ve fırsatlar her zaman var.

Soru 3: Zeynep sınıfın en güzel ve popüler kızı. Sınıftaki bazı oğlanlardan doğum gününü tahmin etmelerini istiyor. Oğlanlar kendilerini Zeynep’e beğendirmek için tahminde bulunurken, sen kendi doğum günü davetiyeni vermeye çalışıyorsun fakat hiç kimse seninle ilgilenmiyor.

Neler hissediyorsun? Bu duygu durumuyla nasıl baş edebilirsin? Arkadaşlarını suçlamadan hislerini nasıl kelimelere dökebilirsin?

Okullarda klasik sınav kağıtlarının yerine zaman zaman, duygusal ve sosyal öğrenmeyi destekleyen, yukarıdakilere benzer sorular içeren küçük sınav kağıtları da dağıtılabilir. Böylece öğrenciler, yazdıkları cevapları kendi aralarında tartışarak duygularını anlamayı, en önemlisi onlarla baş etmeyi öğrenebilirler.

İstenmeyen bir duygu durumuyla baş etmenin yolu öncelikle o duyguyu anlamaktan geçiyor. Ancak kendinize sorular sorup duygunun kaynağını keşfettikten sonra çözüm yolunda bir adım atabilirsiniz. Anlamak için tartışmak, konuşmak, gençlerin yaşadığı benzer sorunları ele alan romanların okunmasını teşvik etmek gerekiyor.

Özellikle ilk gençlik yıllarının duygusal çalkantılarını yaşayan çocuklar için bu soruları cevaplamak, çoğu zaman bir matematik ya da fizik sorusunu cevaplamaktan çok daha zor olabilir. İşte bu noktada, onları iyi edebiyatla da tanıştırmalıyız. İyi edebiyatın insanın kendisini anlamasını kolaylaştıran, incinen duygularını ve ruhunu iyileştiren, hayata ilişkin varoluşsal sorulara cevap arayan bir yönü olduğunu hep akılda tutmalıyız.

Okullar sadece kitabi bilgi edindiğimiz yerler değil bir insan olarak şekillendiğimiz, hayata hazır hale geldiğimiz kurumlar. Hayat, inişleri ve çıkışlarıyla çalkantılı bir süreç. Çocuklarımızın genç yaşta bu süreci anlamalarına yardımcı olmak, yetişkin olarak daha güçlü, dengeli, zorluklardan yılmayan, sorunlar karşısında çözüm üretmeyi başaran kişiler olmalarını sağlayacaktır. Böylesi bütüncül bir bakış açısını benimseyerek, hayatın tümünde denge, huzur ve mutluluk yakalayabiliriz. İnsanoğlu hayatla ve duygularla mücadele yeteneğini ancak olgunluk yaşlarında kazanabiliyor. Fakat eğitim yıllarında verilen bilinçli bir destekle çocukların bu yeteneği çok daha erken edinmeleri mümkün. Başarının yolunun kağıttaki matematik problemleri kadar gerçek hayattaki sorunları çözmekten geçtiğini hiç unutmamak lazım. Bu bilince ulaşmak için illa ki yaşlanmak, yıllanmak ve yorulmak gerekmediğini de…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s