Aylar: Ekim 2015

ŞİDDETİ DEĞİL BARIŞI ANLATMAK-Empati ve Barış Eğitimi

peaceSon günlerde yaşadığımız terör saldırıları hepimizin aklına insanın insana uyguladığı şiddetin çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunu getirmeye başladı. Böyle aleni ve kaba gerçeklerin çocuklara bir çırpıda anlatılamayacağını tahmin edecek kadar psikoloji bilgim olsa da, bu hassas konuda adım adım nasıl hareket etmek gerektiğini doğrusu ben de bilmiyorum. Bu konuda bilgi almak için çocuk psikologlarına ve onların yazılarına başvurmak en doğrusu. Bugünlerde gazetelerde ve dergilerde bu konuyu işleyen pek çok yazı bulmak mümkün.

Ben bugün olayı farklı bir açıdan ele almak istiyorum. Bu tür şiddet olaylarına, saldırılara, öldürmelere yol açan zihniyete karşı kendi yöntemlerimizle, adım adım nasıl mücadele edeceğimizi; savaşa ve şiddete karşı çocuklarımızı daha sevgi dolu, anlayışlı ve merhametli bireyler olarak nasıl büyüteceğimizi anlatmak, şiddete karşı barış ve empati eğitiminin önemini vurgulamak istiyorum.

Şiddetten uzak durmak, barış içinde yaşamak, bizden farklı olana saygı duymak hatta bunun ötesine geçerek şefkat ve merhamet göstermek de bir eğitim gerektiriyor. Tabii eğitimle kastedilen okuryazar olmak, iyi okullara gidip üniversite bitirmiş olmak değil. Barışçıl, adil, vicdanlı olup merhamet gösterebilmek, kin ve öfkeyi dizginleyebilmek başka türlü bir eğitim gerektiriyor.

İşte buradaki altın kelime E harfiyle başlıyor. EMPATİ… Yani kendimizi bir diğerinin yerine koyabilme becerisi. Artık dünya genelinde empatiyi geliştirme yönünde atılan pek çok adım ve bilinçli çaba var. Çünkü günümüzde, empati kurmanın sosyal değişimin anahtarı olduğuna, okuma yazmayı öğretir gibi empatiyi de öğretmek gerektiğine inanan pek çok araştırmacı, eğitimci ve politikacı var.

Gelin, dünya genelindeki bu çabalara bir göz atalım.

Mesela, Harvard Eğitim Fakültesi’nde başlatılan bir proje çerçevesinde, veliler, eğitimciler ve ilgi duyan gruplara yol göstermek üzere, çocukları daha merhametli, etik yönleri kuvvetli olarak yetiştirerek, nezaket ve anlayışı küçük yaşlardan itibaren bir yaşam biçimi hâline getirme yöntemleri üzerinde çalışılıyor. Araştırmacılar bu kapsamda Amerika genelindeki 35 okulda başarılı bir pilot çalışma da yürütmüşler. (http://sites.gse.harvard.edu/making-caring-common/about )

Bunun dışında düşünür ve yazar Roman Krznaric’in öncülüğünde hayata geçirilen bir Empati Müzesi fikri var. Aslında sanal bir platformda geliştirilen bu fikrin ete kemiğe büründüğü ilk sergi Londra’da her yıl düzenlenen Totally Thames Festivali kapsamında, geçtiğimiz Eylül ayında ziyaretçilere açılmış. (http://totallythames.org/events/info/a-mile-in-my-shoes

Serginin ana temasını oluşturan enstalasyon, interaktif bir ayakkabı dükkânı. Burada ziyaretçiler, kendilerinden farklı kişilerin hikâyelerini dinlerken o kişilere ait ayakkabıları giyerek onlar gibi olmanın nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

İngilizcede kendini bir diğerinin yerine koyma deyimi, bir başkasının ayakkabılarına girmek olarak söylenir. Gerçekten bambaşka bir insanın ayakkabılarını giymeden öyle olmanın nasıl bir his olduğunu anlamak belki de mümkün değil. Bir madencinin, bir sığınmacının, terör saldırılarında ölen masum kişilerin ayakkabılarını giyip onların hikâyelerini dinlemek, olayları o insanların bakış açısından görme yolunda oldukça yaratıcı bir açılım olabilir.

peaceBana kalırsa empati eğitimi, barış eğitimiyle de ortak bir paydayı paylaşıyor. Birini diğerinden soyutlamak zor. Çünkü empati kurabilen insanlar daha barışçıl, barışçıl insanlar ise empati kurmakta daha başarılılar. Empati kurmak kendimizi bilinçli bir hareketle bir başkasının yerine koymak demek aslında. Yani bu bakımdan sempati duymaktan çok farklı. Bilinçli bir hareket olması empatiyi yine bilinçli bir davranış olan barış hareketiyle de aynı sınıfa sokuyor. İşte bu nedenle çocuklarımızın daha barışçıl insanlar olmalarını ve uzun vadede merhametli, paylaşımcı yetişkinler olarak toplumsal değişime önayak olmalarını istiyorsak öncelikle empati ve barış eğitimi üzerine kafa yorup gerekli adımları atmalıyız.

Diğer her konuda olduğu gibi burada da eğitim evde başlıyor. Okullarda daha örgütlü biçimde barış ve empati eğitimine geçilene kadar evimizde çocuklarımızın kalbine ve zihnine barışın tohumlarını atmak anne-babaların üzerine düşen bir sorumluluk. Evde, bilinçli bir biçimde gösterilecek bireysel çabalar, ileriki yıllarda okulların müfredatlarını değiştirmeleri ve bu tür bir eğitime yer açmaları için kamuoyu da oluşturabilir.

            Barış ve empati eğitimi için önerilen bazı yöntemler şunlar;

  • Huzur ve barış evde başlar ve ancak evinde huzuru tadan insanlar dışarıya bu duyguyu yansıtabilirler. Evinizde huzurlu ve sakin bir ortam yaratın. Aile bireyleri birbirleriyle alçak tonda konuşsun. Evinizde huzurlu olabileceğiniz köşeler yaratın. Bir kitap köşesi ya da hobi köşesi olabilir. Bu köşelerde zaman geçirip çocuğunuzun huzur ortamına şahit olmasını sağlayın. Tansiyon yükseldiğinde, aile bireyleri sinirlerine hâkim olmakta zorlandıklarında bu köşelerden birine çekilip bir süre dinlenin, birlikte derin nefes alma egzersizi yapın.
  • Doğayla barışık çocukların şiddet eğilimi daha azdır. Çocuklarınızla doğa yürüyüşlerine çıkın, bahçenizde, balkonunuzda ya da evin bir köşesinde onlarla birlikte bitki yetiştirin. Tohumun patlayıp yeşermesine, boy atmasına, çiçek vermesine birlikte şahit olun.
  • Resim, müzik ve edebiyat gibi yaratıcı faaliyetler içimizdeki barış duygularını besler. Çocuğunuzu erken yaşlardan itibaren bu tür sanatsal faaliyetlere yönlendirin.
  • Evde, ihtiyaç sahibi diğer insanlara yardım edebilmek için bir aile fonu oluşturun. Tüm aile bireyleri bu fona katkıda bulunsun. Çocukların bazı isteklerini erteleyerek ya da büsbütün vazgeçerek harçlıklarının bir kısmını bu fona aktarmalarına önayak olun.
  • Çatışmaların barışçıl çözümü, barış çalışmaları gibi konuların müfredata dâhil edilmesi için okullarda kamuoyu oluşturmaya çalışın.
  • Çocuklarınızı olumsuzluklardan arındırılmış, suni bir ortamda yetiştirmeyin. Toplumdaki yardıma muhtaç, dezavantajlı gruplarla karşılaşmalarını ve empati kurmalarını sağlayın. Birlikte hastaneleri, aşevlerini, huzurevlerini, çocuk esirgeme kurumunun çocuk yuvalarını hatta hayvan barınaklarını ziyaret edin.
  • Sadece kendi ülkenizin değil başka ülkelerin dünya barışına katkı sağlamış liderlerinin de (Gandhi, Martin Luther King gibi) ilham verici sözlerini paylaşın.

           Unutmayalım ki her şey bir adımla başlıyor. Dünyada her şey birbiriyle bağlantılıysa, burada kanat çırpan bir kelebek bambaşka bir kıtada bir rüzgâr estirebiliyorsa; barış eğitimiyle yetiştireceğimiz, merhametli, vicdanlı bireyler de gün gelecek belki dünyayı değiştirecekler. İşte onlar şiddete karşı barışı, öfkeye karşı anlayışı, nefrete karşı sevgiyi ve her şeye rağmen daha güzel bir dünyayı savunacaklar.

Özlem Tokman

Reklamlar

ÖNCE SÖZ VARDI – Özlem Tokman

Okul öncesi eğitimde çocukları okumaya ve yazmaya alıştırmak için tek tek harfleri öğretmek, kitap okutmaya çalışmak aslında çok da verimli bir yaklaşım değil. Bunun yerine çocuklarla uzun uzun konuşmak, onlara masallar ve hikâyeler anlatmak, bol bol kitap okumak lazım.

İlkokul çDSC_0044ağlarında öğretmenler ve veliler arasında en çok tartışılan konulardan biri çocukların sözlü ve yazılı ifadelerinin ne kadar geliştiğidir. Sözlü ifade zayıfsa, yazılı ifade de genelde zayıftır. Yazılı ifadesi güçlü olmayan öğrencilerin kendilerini sözlü olarak ifade etme yeteneklerinin kısıtlı olduğu da bilinen bir gerçek. Bu konunun öğretmenler tarafından tartışıldığına çokça şahit oldum. Hatta bir defasında söyleşi için gittiğim okullardan birinde öğrencilere rehberlik eden Türkçe öğretmeni ısrarla, çocuklara kitap okumaları durumunda sözlü ifadelerinin de gelişeceğini anlatmamı istemişti. Anın heyecanına kapılıp bu yönde bir iki söz söylemiştim ama bugün bu önermenin o kadar da doğru olmadığını fark ediyorum. Çünkü sözlü ifade okumayı ve yazılı ifadeyi takip eden, bunların ardılı olan bir yetenek değil. Kısacası önce söz vardı diyebiliriz. Tıpkı dünyadaki kutsal metinlerin ortaya çıkışında olduğu gibi, söz yazıdan önce geliyor.

Yeni Zelandalı eğitim araştırmacısı ve okuryazarlık uzmanı Marie Clay yaptığı araştırmaların  (2000) sonuçlarına dayanarak çocukların okuryazarlık eğitimlerinin okul öncesi dönemde, dinleme ve konuşmayla başladığını söylemiş. Yani sözlü ifade yeteneği yazılı ifadeden önce gelen, yazılı ifadeyi besleyen bir yetenek.

Çocuklar öğrenmeye önce dinleyerek başlıyorlar. Ana karnından çıkıp dünyayla tanışır tanışmaz, ilk önce sözcüklerle karşılaşıyorlar. Bazı araştırmalara göre çocuklar ana karnındayken bile bizi duyabiliyor, hatta ana ve babanın seslerini ayrıştırabiliyor. Hâl böyle olunca, ebeveynler olarak ne konuştuğumuza, ne kadar konuştuğumuza ve nasıl konuştuğumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Çocukla konuşmayı onun temel ihtiyaçlarını karşılama ve disiplin vermenin bir aracı olarak gören pek çok aile var. Hâlbuki konuşma, karşınızdaki küçük insanı şekillendiren, onu hayata hazırlayan, duygularını biçimlendiren bir faaliyet.

Okumaya devam et “ÖNCE SÖZ VARDI – Özlem Tokman”

PARASAL OKURYAZARLIK- Özlem Tokman

Bugün parayı doğru kullanma becerilerini geliştirebilen bir çocuk gelecekte parasını sorumlu şekilde kullanabilen, topluma ve ekonomiye katkıda bulunabilen bir yetişkin olabiliyor.

MADDİ KAYNAKLARI YÖNETMEK DE BİR OKURYAZARLIK GEREKTİRİYOR

Bu başlık da ne şimdi demeyin. Biliyorum, bu blog eğitim, çocuk kitapları ve çocuklar hakkında. Çocukluk çağı ise parasal sorumluluklardan uzak, rahat ve masum bir dönem. Her çocuğun bu rahatlığı, kaygısızlığı yaşamaya hakkı var tabii ki. Fakat insanoğlu ticareti öğrenip, para ekonomisine geçeli yüzyıllar oldu. Yani insan yüzyıllardır parayla yaşıyor ve ister çocuk ister yetişkin olsun parasal konulardan bağımsız bir hayat düşünemiyor. Özellikle tek bir ülkedeki ekonomik krizin küresel dalgalanmalara yol açabildiği, her şeyin iç içe geçtiği günümüz dünyasında.

Geçen günlerde okuduğum bir gazete haberi beni bu yazıyı kaleme almaya yöneltti. Bir süredir Asya’nın küçük ama ekonomik refahın yüksek olduğu bir ülkesinde, Singapur’da yaşadığımı söylemiştim. Singapur dünyanın önemli finansal merkezlerinden biri. Hiçbir doğal zenginliği olmayan küçük bir ülkede, elli yılda büyük bir ekonomik kalkınma gerçekleştirmeyi başardıkları için para konularıyla hep içli dışlılar. Parayı yönetmeyi, en verimli şekilde yatırıma dönüştürmeyi iyi biliyorlar.

Şimdi konunun asıl ilginç kısmına geliyoruz. Singapur’da parasal eğitimin sadece yetişkinler için değil çocuklar için de gerekli olduğuna inanılıyor. Çünkü bugün parayı doğru kullanma becerilerini geliştirebilen bir çocuk gelecekte parasını sorumlu şekilde kullanabilen, topluma ve ekonomiye katkıda bulunabilen bir yetişkin olabiliyor.

Okumaya devam et “PARASAL OKURYAZARLIK- Özlem Tokman”