UMUDA SARILMAK – Sanem Erdem

UMUDA SARILMAK – Sanem Erdem

Yunan mitolojisine göre tanrılar Pandora adlı bir kadına, üzerinde “sakın açma” yazılı bir not bulunan bir kutu hediye eder. Ancak merakına yenilen Pandora kutuyu açar ve içinden dünyanın tüm kötülükleri saçılır: Hastalık, kıskançlık, nefret ve aklınıza gelebilecek daha nice kötülük… Pandora kutuyu hemen kapatsa da kötülükler dünyaya yayılmıştır bir kere. İyi olan sadece tek bir şey kalmıştır kutunun içinde, o da “umut”tur. İşte o günden beridir insanlık umutla yaşıyor belki de. Karşısına çıkan kötülükler, savaşlar, ölümler ve adaletsizliklere rağmen her defasında umuda sarılıyor. Çünkü umut bizi hayata bağlıyor ve yola devam etme gücü veriyor.

Büyük yazarlar ve düşünürler de umudun doğası üzerine kafa yormuşlardır. Mesela Friedrich Nietzsche, “Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkencenin süresini artırır,” diye yorumlar bu efsaneyi. İnsanın sırf kendini iyi hissetmek adına umuda sarılmasını saçma bir kandırmaca olarak görür. Geleceğe yönelik gerçekleşmeyecek umutlar beslemenin er ya da geç düş kırıklığıyla sonuçlanacağına inanır. Tıpkı sonunu bile bile karşılıksız bir aşk beslemek gibi…

Şair Emily Dickinson ise, “Umut tüylü bir şeydir,” der, “ruha tüneyen ve sözleri olmayan bir şarkı söyleyen, hiç susmayan…”  Yani umudu bir kuşa benzetir.  Umut bir yandan bir kuş kadar hafif, uçucu ve kırılgandır. Ancak diğer yandan da dirençlidir ve her koşulda şarkısını söylemeye devam eder. Yüreğin ta derinliklerine oturur ve insanı ilerlemeye sevk eder. İnadından değil, doğasından gelir bu.

Bizim kültürümüzde de Nasreddin Hoca umudun simgesidir. Koca bir göle maya çalıp, yoğurt olmasını bekler  en meşhur fıkralarından birinde. Ama umut böyle bir şeydir işte. Göle maya çalmayı, kim ne derse desin ısrarla beklemeyi, direnmeyi, inanmayı ve bolca gayret göstermeyi gerektirir.

Kötülüklerin, güçlüklerin, savaşların ve ölümlerin arasından güneşin yüzünü göstermesini istiyorsak çalışmak, okumak, yazmak, vazgeçmemek ve çocuklarımıza da umutla yola devam etmenin erdemini öğretmek zorundayız.

Çocuklarımızı, yani gelecek nesilleri edebiyatla ve sanatla besleyip büyütmek mecburiyetindeyiz. Sanatın ve edebiyatın olduğu yerde özgür düşüncenin, barışın, şefkatin ve dünyanın daha iyi bir yer olacağına dair derin bir umudun filizleneceğini hiç akıldan çıkarmamak lazım.

O zaman hep birlikte göle maya çalmaya, umudu yaşama katık etmeye devam!

“Siz genç arkadaşlar, yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu ? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her canlı için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani, yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeğe karar verenler asla ve asla yorulmazlar.”  Mustafa Kemal Atatürk  (1937, Ankara)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s