KAÇAN ZAMAN – Sanem Erdem, Özlem Tokman

hourglass-1464401-640x480

 

 

 

 

 

 

 

Zaman ileriye doğru akan, biz peşinden koştukça kaçan bir kavram. Zamanı yakalamak belki de hayatta edinilmesi en zor yeteneklerden biri.

Hatırlarsınız, geçen ay tüm dünya kış saati uygulamasına geçiş yaparken bizim bu uygulamaya daha sonra geçecek olmamız epey karışıklığa neden olmuştu. Akıllı telefonlara güvenenlerimiz, saatlerin geri alındığını sanıp bir saatlerini kaybettiler. Geçen hafta bu uygulamaya gecikmeli olarak geçmemizle beraber kaybettiğimiz o bir saati geri kazandık. Bizden kaçan o bir saati kazanmasına  kazandık ama yaşamaya hak kazandığımız o pek değerli bir saatte acaba neler yaptık?

Zaman, bilim insanlarının ve filozofların epey kafa yorduğu bir kavram. Çok yönlü bir bilim insanı olan Sör Isaac Newton’a göre zaman mutlaktır ve değişmez. Yani evrenin her yerinde, her boyutta zaman eşit olarak ilerler. Ünlü fizikçi Albert Einstein ise zamanın göreli olduğunu öne sürer. Yani zaman, mekâna ve harekete göre değişir. Bilindik bir örnekle açıklarsak, sevdiğimiz insanların yanında geçirdiğimiz zaman, sevmediğimiz bir işi yaparken geçirdiğimiz zamandan daha hızlı akıyormuş gibi gelir bize.

Zaman ölçülebilir bir kavramdır ve modern hayata uymak için sürekli ona bağlı olarak yaşarız. İşe ya da okula gitmek veya arkadaşlarımızla buluşmak gibi eylemleri saati bilmeden gerçekleştiremeyiz. Zamana karşı sürekli bir yarış hâlindeyiz. Kısacık ömrümüze anlam kazandırmak, dolu dolu yaşamak için çalışıp çabalıyoruz. Ya da sahip olduğumuz zamanın değerini bilmeden, saatleri, günleri, ayları ve hatta yılları harcayıp gidiyoruz.

Peki ne yapmalı, nasıl yaşamalıyız? Yapmak istediğimiz her şeyi dünya üzerinde geçirdiğimiz sınırlı süreye sığdırmaya mı çalışmalıyız? Yoksa her şeye yetişemeyeceğimizi kabul edip vaz mı geçmeliyiz? İşin doğrusu, zamanı durdurmak ya da zamanın farkına varmak için bazen durup dinlenmek ve çabalamaktan vazgeçmek gerekiyor. Zamanı idrak etmenin ve yaşanan an’ın güzelliğini hissetmenin birinci koşulu durmaktır. Yürüyorsan yürümeyi, koşuyorsan koşmayı, inat ediyorsan inat etmeyi, kızıyorsan kızmayı bırakmak ve bir süreliğine sadece var olmak… An’ın sonsuzluğunun kapılarını aralamanın en iyi yolu budur. Zamanı durdurup var olmaya başlayınca, yaratıcılığımızın ve özümüze ait tüm yeteneklerin de hiçbir engelle karşılaşmadan açığa çıktığını görebiliriz. İlham denilen şey aslında zamanı durdurma ve tüm varlığınla yaşadığın an’ı hissedebilme kabiliyetidir.

reading-on-the-grass-3-1554159-640x480

İşte edebiyat bize hayat telaşının içinde durma ve sadece var olma hissini tattırabilen nadir faaliyetlerden biridir. Gereksiz düşüncelere, endişelere ve hırslara kapılmadan yapılan en barışçıl iştir kitap okumak. Satırların arasına gizlenmiş bilgeliğe şahit olduğumuz anda hayat daha bir anlam kazanır. Kelimelerle paylaştığımız o kısacık an’lar büyür, genişler, uzar, esner ve başka bir boyuta taşır bizi. Tam da bu nedenle çocuğumuzun eline tutuşturacağımız güzel bir kitap, ona verip verebileceğimiz en kusursuz hediyedir. Edebiyat, zamanı anlamlı kılan, uzatan, içini dolduran, çocuğun varlığını ve gerçek benliğini besleyen bir gündelik hayat mucizesidir.

O zaman çocuklarımızın kulağına Bilge Karasu’nun o şahane kitabının başlığını fısıldayalım; ” Ne Kitapsız, Ne Kedisiz.”  Çünkü birbirine eklenmiş zamanlar bütünü olan hayat, çabalamayı bırakıp bir kitabın satırlarında kaybolduğumuz ya da eğilip bir kedinin başını okşadığımız o büyülü an’larda gizlidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s