ÇOCUĞUN İŞİ OYUNDUR – Özlem Tokman  

child-playing-1515545-640x480

Okul öncesi yıllarda oyunun ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat oyun artık sadece çocukları eğlendiren, hoşça vakit geçirmelerini sağlayan bir faaliyet olarak değil, eğitimin vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Çocuklar on yıl öncesine kadar okul öncesi kurumlarda, daha çok serbest düzende oyun oynarken bugünlerde yetişkinler tarafından desteklenen, yönlendirilen ve belli bir amaca hizmet eden oyunların önemi artıyor. Yetişkinler tarafından yapılandırılmış, amaçlı oyunlar çocukların ihtiyaçlarına göre şekillendirilip, müfredata esneklik getirilebiliyor.

Oyun süreci bir ders programını takip etmekten çok daha farklı bir seyir izler. Öğretmen, öğrenciler ve eğer erişimleri varsa doğa arasındaki karşılıklı etkileşimin sonucu olarak öğretmenin aktardığı bilgi öğrenciler tarafından algılanır ve oyun süreci içinde yeniden üretilip paylaşılır. Bu haliyle oyun içinde öğrenmek, bilginin tek taraflı aktarımından ibaret olan klasik eğitim yöntemlerinden büyük bir farklılık gösteriyor. Bu süreç bilgi akışını tek taraflı olmaktan çıkarıp birlikte bir yeniden üretime dönüştürüyor.

Bu karşılıklı üretim süreci öğretmenlerin öğrencileri daha yakından gözlemlemesine ve ihtiyaçlara göre ders planını yeniden yapılandırmasına da imkân sağlıyor.

Bu faydaların ötesinde oyunla öğrenme, sözlü iletişime ve paylaşıma çok daha açık bir yöntem. Çocukların neler öğrendiklerini sözlü olarak anlatabilmeleri hem sosyal, hem duygusal hem de bilişsel kabiliyetlerine büyük bir katkı sağlıyor.  Çünkü sözlü ifade karşılıklı iletişimi besleyen, paylaşılan bilgiyi büyüten, daha anlaşılır kılan bir süreç.

Okul öncesi eğitimin dünyadaki öncüsü olan ve Montessori eğitim araçlarını geliştirerek Avrupa’da gerçek anlamda okul öncesi eğitimin ilk deneysel çalışmalarını yapan Maria Montessori, ” Çocuğun işi oyundur,” der. Aslında bu sözün altında büyük bir bilgelik yatar. Çünkü oyun bir boş zaman faaliyeti değil, başlı başına bir iştir. Oyun çocukların kendileri için gerçek hayattakine benzer deneyimler yaratmalarına imkân sağlayan eşsiz bir fırsattır. Deneyimler küçük zihinleri açar, genişletir, yeni bilgiler ve yaratıcılık için alan yaratır.child-at-play-1428222-640x640

Ancak günümüzde oyun eskisi gibi tek yönlü, algılaması ve yapılandırması kolay bir konu değil. Eğitimciler serbest oyun, belli bir amaca hizmet eden oyun, teknolojik gelişmeyle gelen oyun ve geleneksel anlamda oyun arasında bir denge kurmak zorundalar.

Çağımızın çocukları teknolojiyle doğup, onunla büyüyorlar. Teknolojiye sınırlar koyarak çocukları zararlı etkilerinden korumaya çalışsak da, onları teknolojiden tamamen uzak tutmamız da mümkün değil. Çocuklar sosyalleşmek için akranlarıyla benzer konularda konuşabilmeye, aynı zevkleri ve ilgileri paylaşmaya ihtiyaç duyarlar. Tüm arkadaşları bilgisayar oyunlarından bahsederken bu alanda hiçbir deneyimi ve fikri olmayan bir çocuğun durumunu düşünün!

Bu noktada yine ve her zamanki gibi denge çok önemli. Hem anne-babalar hem öğretmenler bu dengeyi iyi kurmaya gayret göstermeli, okuyarak ve konu hakkında daha fazla bilgi edinerek çocukları yönlendirmeli.

Çocukları bilgisayar oyunlarından ve telefonlardan uzak tutamıyorsak, en azından ekrana bakarak geçirdikleri süreyi biraz daha anlamlı hâle getirebiliriz. Mesela son yıllarda Türkiye’de de gelişmeye başlayan sesli kitaplara, resimli kitapların telefonlar ve tablet bilgisayarlar için geliştirilen uygulamalarına bir göz atmalıyız. Hepimizin bunalıp çocuklarımızın eline telefon ya da tablet bilgisayarları tutuşturduğumuz anlar oluyor. İşte bu zamanlarda, arada bir de olsa sesli kitap dinlemelerini ya da tabletten resimli kitaplara bakmalarını sağlayabilirsek dengeyi kurma yönünde sağlıklı bir adım atmış oluruz.

Oyunun her türlüsü güzeldir ve bir amaca hizmet eder.  Finlandiya’da uygulanan oyunla öğrenme modelinin büyük başarıya ulaştığını biliyoruz. Finlandiyalılar serbest oyunun, yetişkinler tarafından yönlendirilen oyuna göre yaratıcılığa ve bağımsız düşünceye daha çok yer açan bir faaliyet olduğunu savunuyorlar.

Bu hipotezin doğru olduğunu düşünsem de okul öncesinde sadece serbest oyunla eğitim verilmesinin her kültürde kabul göreceğine ve olumlu sonuçlar vereceğine inanmıyorum.

Serbest oyun, yetişkinler tarafından yönlendirilen oyun ile teknolojik gelişmelerin hayatımıza soktuğu eğitim oyunları ve kitaplar arasında bir denge kurarak ilerlemenin, çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimine ve yaratıcılığa büyük katkılarda bulunacağına inanıyorum.

Oyun çağının çocuklarımızın hayatındaki en güzel çağ olduğunu unutmadan onlara destek verelim. Onları oyunlar ve masallarla büyüterek daha büyük zorluklara göğüs germeleri gereken okul yıllarına hazırlayalım.  Onlara teknolojinin kölesi olmadan ama ondan uzak da kalmadan yaşamanın mümkün olduğunu öğretelim.  Tabii bir de dışarıya çıkıp eski günlerdeki gibi ip atlayıp top oynamanın şahane bir şey olduğunu hatırlatmayı unutmayalım.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s