Aylar: Ocak 2016

ERGENLİK SANCILARI VE MIRJAM PRESSLER – Sanem Erdem

mirjam-pressler profil

Ergenlik çağı, çoğu insanın geçirdiği en zorlu dönemlerden biridir. Duygusal hassasiyet, özgüvensizlik ve büyüme sancıları yaşamadan bu dönemi atlatabilen var mıdır, bilmiyorum. Genç bireyin, içinde kopan bu fırtınaları atlatmaya çalışırken rahat bir ortama, anlayışlı bir çevreye sahip olması onun için büyük bir şanstır. Herkes şanslı olamaz tabii; aileler her zaman sabır göstermeyebilir, benzer sorunları yaşayan arkadaşlar bile bazen anlayışsız davranabilir. Küçük yaşta, üstelik bu zorlu dönemde yaşanan değişiklikler ve alınan sorumluluklar, çocukluk ile yetişkinlik arasında kalan genç bireylerin taşıması gereken fazladan bir yüktür adeta.

Mirjam Pressler de şimdilerde genç yetişkin diye adlandırılan ergenlere hitap eder romanlarında. Büyümenin neden olduğu fiziksel ve ruhsal sancılar yetmezmiş gibi, sorunlu aileler içine doğan ve bu yüzden küçük yaşlarında büyük sorumluluklar üstlenmek zorunda kalan çocukları anlatır. Samimi ve sade bir anlatımı, kendisinin de kolay bir yaşam geçirmemiş olması nedeniyle sahip olduğu empati yeteneğiyle birleştirmesi, Pressler’in sık sık ödüllendirilmesini haklı çıkarmaktadır. Okumaya devam et “ERGENLİK SANCILARI VE MIRJAM PRESSLER – Sanem Erdem”

Reklamlar

ÇOCUĞUNUZLA İLİŞKİNİZİ ZEDELEMENİN BEŞ KOLAY YOLU – Özlem Tokman

 

6770887551_309c296997

Hepimiz biliyoruz ki disiplin zor zanaat. Hem anne-babalar hem de eğitimciler farklı yaş gruplarından çocukları terbiye ederken güçlükler yaşıyor. Disiplin metotları, yaş gruplarına, çocukların zihinsel ve duygusal gelişimi ile kişilik yapılarına göre büyük farklılıklar gösterse de her birimizin çocuklarımızı terbiye ederken özenle kaçınması gereken davranış kalıpları var. Bu davranış kalıplarının bir kısmını kendi anne ve babalarımızdan, öğretmenlerimizden görerek öğreniyoruz ama çoğunlukla kolaya kaçarak doğal bir içgüdüyle bu yöntemlere başvuruyoruz. Çünkü çocuklarla uğraşırken kendimizi kapana kısılmış, bir kutunun içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyoruz. Çoğu durumda tatlı dilin işe yaramadığını görüp daha sert tedbirlere başvurmaktan başka çare bulamıyoruz. Fakat kutunun dışına çıkmak her konuda olduğu gibi disiplinde de alternatif bir bakış açısı sunabilir.

Bu konuyu araştırmak için kolları sıvadığım sırada okuduğum makalelerde, anne-babaların ve eğitimcilerin uyguladığı yanlış yöntemleri, bir anne olarak ben de zaman zaman kullandığımı fark ettim. Yani hepimiz hata yapıyoruz. Ama hatalarımızdan ders çıkarıp, yeni bir bakış açısı arayışına girmek çok önemli. İşte bu yüzden disiplin konusunu yabana atmamak, babadan kalma yöntemlerle vakit kaybetmek yerine araştırmacıların ve eğitim uzmanlarının tavsiyelerine kulak vermek lazım.

Bana kalırsa bu yoldaki ilk adım çocuğumuzla ilişkimizi zedeleyen davranış kalıplarından kurtulmak olmalı. Çünkü gerekli özeni göstermediğimizde çocuklarımızla sağlıksız bir ilişki sarmalına girmek çok kolay. İletişim kanallarını kapatıp, karşılıklı saygıyı yitirdiğimiz an geriye dönüşü imkânsız bir yola girebiliriz. İşte çocuğunuzla ya da öğrencilerinizle olan ilişkinizi berbat etmenin beş kolay yolu;

1.ÇOCUĞUNUZA SÜREKLİ OLARAK POTANSİYELİNİ DOĞRU ŞEKİLDE KULLANMADIĞINI VE SİZİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTIĞINI SÖYLEMEK

Bu cümle ilkokul, ortaokul ve lise çağında çocukların bulunduğu tüm evlerde ve tabii ki okullarda yasaklanmalı. Bu cümle kadar ebeveyn ve çocuk arasındaki duygusal ilişkiyi temellerinden sarsan ikinci bir cümle düşünmekte zorlanıyorum.

Bu cümlenin açıkça verdiği mesaj şudur: Benim için önemli olan okulda ve hayatta gösterdiğin performanstır. Performansını senin mutluluğunun ve refahının üzerinde tutuyorum.

Okumaya devam et “ÇOCUĞUNUZLA İLİŞKİNİZİ ZEDELEMENİN BEŞ KOLAY YOLU – Özlem Tokman”

MARY POPPINS İLE SİHİRLİ DÜNYALARA KAÇMAK – Sanem Erdem

2Hayat bazen tüm kasvetiyle üzerimize çöreklenir. Böyle anlarda bizi ancak bir mucize kurtaracak gibi hissederiz. Hayatımızda sihirli bir dokunuşa ihtiyacımız olduğunu düşünür, bu dokunuşu sanata ve edebiyata kaçarak bulmaya çalışırız.

Fantastik edebiyat kaçış edebiyatı olarak küçümsenir genellikle. Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’nin yazarı ve akademisyen J. R. R. Tolkien bu tanımı kucaklayarak, tutsak bir insanın kaçmaya çalıştığı, ya da kaçmayı başaramadığı takdirde hapis duvarlarından ve gardiyanlardan başka konuları düşündüğü için küçümsenemeyeceğini söyler. Yerdeniz ve Mülksüzler gibi bilimkurgu ve fantastik edebiyat klasiklerinin yazarı Ursula Le Guin ise Tolkien’in sözlerine katılarak, “Eğer aklın ve ruhun özgürlüğüne değer veriyorsak, eğer özgürlük taraftarıysak, kaçmakla ve elimizden geldiğince çok kişiyi kurtarmakla yükümlüyüz,” der.

Fantastik edebiyatın nasıl tanımlandığı başlı başına bir tartışma konusu, ancak Mary Poppins’in de sıradan bir dünyada geçmesine rağmen sihir öğesine yer vermesiyle bu kategoriye girdiği söylenebilir. Mary Poppins daha çok 1964 Disney yapımı filmiyle bilinse de, ilk kitabı 1934 yılında yayımlanan 8 kitaplık bir seriyle ortaya çıkmıştır. P.L. Travers tarafından yaratılan bu karakter, in midir yoksa cin midir bilinmez. Doğudan gelen rüzgârla uçarak Kiraz Ağacı Sokağı on yedi numaralı eve gelir ve evin büyük çocukları Jane ile Michael’a sihirli bir dünyanın kapılarını açar.

1.jpg

Filmde çizilen Mary Poppins portresi Travers’ın bütün müdahalelerine rağmen kitaptakinden oldukça farklıdır. Ciddi, disiplinli ve biraz da huysuz bir tip olmasına rağmen, çocukları hemen kendine hayran bırakır. Şemsiyesiyle göklerde uçan, hayvanlarla konuşan, içinden yatak bile çıkan büyülü bir çantaya sahip bir dadıya hangi çocuk hayır diyebilir ki? Mary Poppins’in kabiliyetlerini yetişkinler bilmez, çocuklar da sanki aralarında gizli bir anlaşma var gibi yaşadıkları maceraları kimselere anlatmaz.

Kitaplarda yaratılan evrende bebekler de sihirli güçlere sahiptir; Banks ailesinin ikiz bebekleri birbirleriyle, hayvanlarla ve elbette Mary Poppins ile konuşabilir, ancak dişleri çıkmaya başlayınca bu kabiliyetlerini yitirirler. Sihirli kabiliyetlerini yetişkinken de korumak sadece Mary Poppins’e ve akrabalarına özgüdür. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Çocuksu yaratıcılıklarını korumak az sayıdaki şanslı yetişkine has değil midir?

Çocukluğa, gri bir dünyaya tezat yaratan renklere, “sihirli” dokunuşlara, yani hayal gücüne bir övgüdür Mary Poppins. Tüm çocuklar ve çocuk kalanlar için…

 

http://www.kelimeyayinlari.com/yazar/pl-travers/

OKULDA VE EVDE TEKNOLOJİ KULLANIMI – Özlem Tokman

whizzkid-1242198-640x480

Okullarda teknoloji kullanımı son yılların popüler konularından biri. Gerek devlet okullarında gerekse özel okullarda iyi eğitim, teknolojiyi takip edebilme becerisiyle ölçülür hâle geldi. Devlet, öğrencilere tablet bilgisayar dağıttığı için reklamını yapıyor, özel okullarsa bilgisayar laboratuvarları ve dizüstü bilgisayarlarıyla gurur duyuyor. Ancak çoğu durumda teknoloji kullanımı kendi başına bir amaç hâline geliyor. Teknolojinin hangi amaca hizmet ettiği, çocuğun akademik başarısına ya da genel refahına nasıl bir katkıda bulunduğu sorgulanmıyor.

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) tarafından farklı ülkelerden on beş yaş grubu öğrenciler arasında yapılan bir araştırmada, bilgisayar kullanımındaki artışın öğrencilerin testlerdeki başarılarını düşürdüğü ortaya koyulmuş. OECD’nin her üç yılda bir yaptığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) diye adlandırılan bu teste katılan öğrencilerden, bilgisayarı derslerinde daha yoğun kullananların haftada bir ya da iki defa kullananlara göre daha başarısız oldukları tespit edilmiş.

İnternet ve derslik ortamındaki teknolojilerin en gelişkin olduğu Avustralya, Yeni Zelanda ve İsveç’te öğrencilerin okuma becerilerinde ciddi bir düşüş gözlenirken; İspanya, Danimarka ve Norveç’te ise kayda değer bir akademik gelişim tespit edilememiş.

Okulda internet kullanımının en düşük olduğu, Güney Kore, Şangay, Hong Kong ve Japonya’dan gelen öğrenciler ise OECD’nin uyguladığı testte en yüksek notları elde etmişler.

Bu, oturup üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuç. Teknolojiyi ve interneti sınıf ortamından tamamen çıkarmak tabii ki bir çözüm değil. Ama hayatın her alanında olduğu gibi teknoloji kullanımında da seçici davranıp sadece amaca hizmet ettiği sürece müfredatın bir parçası hâline getirmek dengeli bir yaklaşım olabilir. Çünkü teknoloji ehil öğretmenlerin elinde, ancak yerinde ve zamanında kullanıldığında bir anlam ifade edebilir.

Okumaya devam et “OKULDA VE EVDE TEKNOLOJİ KULLANIMI – Özlem Tokman”