BAŞARI ODAKLI VE REKABETÇİ EĞİTİM ÇOCUKLARIMIZI HASTA MI EDİYOR? – Özlem Tokman

homework-1421562-639x539

Modern toplumdaki genel geçer başarı anlayışı; okulda başarılı olmak, iyi notlar almak, öğretmenlerin takdirini kazanmak, uzun vadede iyi bir üniversiteye girip bol kazanç sağlayan bir işe sahip olmakla eş tutuluyor.

Ancak bu geleneksel başarı anlayışı giderek sorgulanan bir konu hâline geliyor. Çünkü olumlu gibi görülen bir kavramın olumsuz sonuçlara gebe olduğu her geçen gün daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Geleneksel başarı anlayışıyla koşullanan çocukların ve gençlerin stres, endişe bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıkları çok erken yaşlarda yaşamaya başladıkları görülüyor. Daha önceleri sadece yetişkin yaşamına ait olduğu sanılan ruhsal sıkıntılar, günümüzde çocuklarımızı da etkiliyor. Hatta bu ruhsal çıkmazların fiziksel sağlığı da bozduğu; baş ağrıları, kalp rahatsızlıkları, kanser gibi hastalıkların davetçisi olduğu söyleniyor.

Amerika’da bu konu üzerine yapılan ciddi bir araştırmanın gayet çarpıcı bazı sonuçları var. St. Louis Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Pediatri Profesörü olan Dr. Stuart Slavin, kendi öğrencileri arasında artan stres ve endişe bozukluğuna çare bulmak için ders programında değişiklik yaparak giriş niteliğindeki dersleri notlandırmak yerine sadece geçme ve kalma sistemi getirip, öğrencilere her iki haftada bir yarım gün tatil verilmesini öneriyor. Altı yıl boyunca uygulanan gözden geçirilmiş bu program sayesinde öğrencilerin stres ve kaygı bozukluğu durumunda kayda değer bir düşüş gözlemleniyor.

Dr. Slavin, Kaliforya’daki Irvington Lisesi ile işbirliği içinde yaptığı bir başka araştırmada ise hiç beklemediği rahatsız edici sonuçlarla karşılaşıyor. Geçen yaz, Silikon Vadisi’nde bir uydu kent olan Fremont’ta Irvington Lisesi öğrencilerinin üçte biriyle yaptığı anket sonucunda, öğrencilerin %54’ünün ortadan şiddetliye kadar farklı düzeylerde stres ve kaygı bozukluğu yaşadıklarını tespit ediyor.  Bu rakamın yetişkinler arasında görülen stres ve endişe bozukluğu değerlerinin çok daha üzerinde olduğunu açıklayan Dr. Slavin, sonuçların endişe verici düzeyde olduğunu söylüyor.

Bu bulgular Amerikan toplumuna ait olsa da, tüm modern toplumlarda benzer bir eğilimin olduğunu tahmin etmek zor değil. Çocuklarımız sabah uyandıkları saatten akşam yatana kadar, kimi zaman beş dakika bile boş kalmadan oradan oraya koşuşturuyorlar.  Hafta sonları ödevler, spor faaliyetleri ya da başka türlü sosyal etkinliklerle geçiyor. Sınavlar ve ödevler yüzünden kaliteli bir gece uykusundan mahrum kalabiliyorlar.

Çalışmak, üretmek, azmetmek, sabırla adım adım ilerlemek tabii ki sahip olunması istenen erdemler. Ama çocuklarımıza durmaksızın koşmayı öğretmek onların hem gençliklerini hem de yetişkinlik hayatlarını esir alacak bir anlayış. Çocuklarımıza koşmak kadar durmayı, azmetmek kadar zincirleri boşaltıp rahatlamayı, zorluklarla savaşmak kadar teslim olmayı da öğretmemiz gerekiyor.

Çocuklarımız hayatlarının her aşamasında rekabete, strese, karşılaştırmaya, yargılanmaya, sorgulanmaya maruz kalıyorlar. Empati duygusundan mahrum biçimde büyüyen nesiller kendilerini bir başkasının yerine koyup hayatı onun gözleriyle görebilme becerisinden uzak yaşıyorlar. Hayatın amacı çevrelerindeki diğer insanlarla uyum ve barış içinde var olmak yerine, başarılı olmak ve daha çok şeye sahip olmak hâline geliyor.

Bu durum çocuklarımızın mutluluğunu ambargo altına alıp erken yaşlarda stres ve kaygı problemleriyle karşılaşmalarına yol açıyor.  Sürekli stres altında, kendini kanıtlama ve başarma kaygısı içinde yaşamanın fiziksel sağlık üzerinde de pek çok olumsuz etkisi olduğu artık yadsınamaz bir gerçek.

meditation-1434899-640x480

Peki o zaman ne yapacağız?

İşe sempatik ve parasempatik sinir sistemimizi uyum ve denge içinde çalıştırmakla başlayabiliriz. Çünkü bu denge bozulduğu an hastalıklara da davetiye çıkarmış oluyoruz.

Sempatik sinir sistemi gün içinde devrede olan; hareket, heyecan, korku, zorlanma gibi fiziksel ve ruhsal durumlarla tetiklenen bir sistem. Aslında sempatik sinir sistemi insanın hayatta kalmasını, zorluklarla mücadele etmesini sağlayan ve en ilkel güdülerimizle harekete geçen bir sistem. Vahşi bir hayvan koşarak üzerimize geldiğinde arkamıza dönüp kaçıyorsak, bu sempatik sinir sistemimizin devrede olduğunu gösterir. Tehlikelerden kaçma güdüsü bizi hayatta tutma amacına hizmet ettiği sürece bir anlam taşır. Fakat modern hayatta, gün içinde vahşi bir hayvanla karşılaşma olasılığımızı bir düşünün!  Modern yaşamda bizi ve çocuklarımızı ürküten şeyler bambaşka. Ödev baskısı, sınavlar, aile içi sorunlar, kendini sosyal ortamlarda kanıtlama ve kabul görme isteği gibi pek çok endişe kaynağı var. Bütün bu duygu durumları sempatik sinir sistemini harekete geçirir ve parasempatik sistemin etkinliğiyle dengelenmediği sürece bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hastalıklara karşı daha savunmasız hâle getirir.

Artık ilkokul çağındaki çocuklarda bile görülen baş ağrısı, ülser gibi stres kaynaklı sorunların sürekli olarak sempatik sinir sisteminin devrede olmasından kaynaklandığı düşünülüyor.

Sempatik sinir sistemini dengeleyen parasempatik sistem, dinlenme, sakinleşme, düzgün nefes alma, kaliteli uyku gibi faaliyetlerle aktive olur.

İşte bu nedenle çocukların ve gençlerin günlük programına, üzerlerindeki baskıyı hafifletecek kısa dinlenme ve yenilenme faaliyetleri yerleştirilmelidir.

Çocuklarda parasempatik sistemi harekete geçirmenin yolları:

  • Doğru nefes alma tekniklerini öğretmek. Derin nefes almak ciğerlerimizin temiz havayla dolmasını, beynimize daha çok oksijen gitmesini ve tüm kaslarımızın gevşemesini sağlar. Uyuyan bir bebeğin nefes alışverişini taklit edercesine karnımızı bir balon gibi şişirip indirerek derin nefes alıp vermek, stresi azaltmak için en etkili yöntemdir. Okulda ders aralarında öğretmenler tarafından da kolaylıkla uygulanabilecek bu teknikle çocukları sakinleştirmek, zihinlerinin berraklaşmasını sağlamak mümkündür.
  • Meditasyon zilleri çalmak. Tibet zilleri diye de anılan bu ziller belli aralıklarla çalındığında sakinlik ve sessizliği davet eder. En hareketli çocuk gruplarının bile bu tür ziller çalındığında sessizleştiği ve zilin yankılanışını dikkatle dinledikleri görülmektedir. Bu faaliyet hem evde hem okulda uygulanabilir.
  • Başka hiçbir şey yapmadan müzik dinlemek. Öğrencilerin başlarını okul sıralarına koyup beş dakika müzik dinlemeleri sağlanabilir.
  • Kitap okumak ya da hikâye anlatmak. Ekran bağımlılığından kurtulmanın ve derin dinlenmenin sihirli anahtarı birkaç sayfa kitap okumak ya da kitap okuyan birini dinlemek olabilir.
  • Sabahın ilk saatlerinde ya da uyumadan önce basit esneme hareketleri yapmak. Doğru nefes alarak yapılan esneme hareketleri vücudu ve zihni dinlendirir.
  • Bir topluluk duygusu yaratmak. Çocuklar ve gençler bazen kendilerini dışlanmış hissederler ya da kimsenin onları yeterince anlamadığını düşünürler. Okullarda bir topluluk duygusu yaratmak önemlidir. Ders aralarında ya da günün belli bir saatinde halka oluşturup yere oturularak çocuklarda bütünün bir parçası oldukları hissi kuvvetlendirilebilir. Halkadaki öğrenciler fiziksel olarak birbirlerine yakınlaşınca duygusal olarak da birbirlerini anlamaya daha meyilli olurlar. Bu esnada öğretmenin rehberliğinde bir konu belirlenip konuşulabilir. Bu halkada yargılama, sorgulama olmamalıdır. Çocuklar duygularını utanıp sıkılmadan ifade edebilmelidir. İlk çekingenliği atmak için öğrencilerden bir mandalina ya da portakalı soyup paylaşmaları ve sakin hareketlerle, acele etmeden yemeleri istenebilir. Paylaşmak birlik ve güven duygusunu pekiştirir, bencilliği ve rekabeti azaltır. Aynı şey evde, televizyon ve telefon gibi dikkat dağıtıcı aletlerden uzak bir yerde de yapılabilir. Aile bireyleri birlikte bir meyve yiyerek ya da birer bardak çay içerek sakinlik içinde oturup konuşabilirler.
  • Sessizlik saati. Her okulda günde bir kere uygulanmalıdır. On beş dakika boyunca hiç kimsenin konuşmadığı, herkesin kendi iç dünyasına döndüğü ve istediği bir faaliyetle meşgul olduğu, sükunet içinde geçen on beş dakika, öğretmenlerin ve öğrencilerin üstündeki stresi azaltmanın en basit yolu olabilir.

Hareket etmek kadar durmak, konuşmak kadar susmak, başarmak kadar işleri oluruna bırakmak da önemlidir. Çocuklarımıza hareket ve durma arasındaki bu hassas dengeyi öğreterek, onların ileride tahminimizden daha mutlu, sağlıklı, huzurlu ve başarılı bireyler olmalarını sağlayabiliriz.

©Bu sitede yayımlanan yazıların tüm hakları Kelime Yayınları’na aittir. Yazıların bir bölümü ya da tümü, kaynak gösterilse dahi izinsiz olarak kullanılamaz.

 

Reklamlar

2 thoughts on “BAŞARI ODAKLI VE REKABETÇİ EĞİTİM ÇOCUKLARIMIZI HASTA MI EDİYOR? – Özlem Tokman

  1. Çocuklarda parasempatik sistemi harekete geçirmenin yollarının tümünü Almanya’daki sınıfımda 1970li yıllarda öğretmenimiz uygulardı. Kızım da Ortadoğudaki bir amerikan okulunda bunlarla büyüdü 2000lerde. çok etkili ve çok gerekli bence. fakat Türkiye’de gördüm ki, bunların yanında bile geçilmiyor. Birkaç kolej dışında. hatta geçen yıl üniversite sınavına giren çocukların yarısı antidepresan kullanıyordu, 23 yaşından önce intihar teşebbüslerini arttırdığı biliniyor halbuki. antidepresan kullanmayan çocuklar ise strese bağlı metabolik hastalıkların pençesinde. Böyle üniversiteye giren bir kuşaktan ne bekleyebiliriz. velev ki aralarında öğretmen olan olacaktır. nasıl olur acaba?

    Liked by 1 kişi

    1. Çok haklısınız! Bu yöntemler uzun yıllar önce eğitim sistemimizin içine dahil edilmeliydi. Çocuklarımızı göz göre göre bu baskıya maruz bırakmak hiç adil değil. Ruhsal ve bedensel olarak daha sağlıklı nesiller yetiştirmek için çocuklara durmanın ve sakinleşmenin ne demek olduğunu erken yaşlardan itibaren öğretmek gerekiyor.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s