ÇOCUKLARDA DUYGU KONTROLÜ VE STRESLE MÜCADELE – Özlem Tokman

homework-1815899_640

Günümüzde duygu kontrolü ve stresle mücadele artık sadece yetişkinleri ilgilendiren konular değil. Maalesef çocuklar ve ergenler de giderek daha stresli koşullar altında yaşamak durumunda kalıyorlar.  Erken yaşlardan itibaren maruz kalınan stres, çocukların duygularını kontrol edebilmelerini zorlaştırıyor.

Stres tek kaynaktan beslenmiyor tabii. Çocuğun ya da ergenin yaşam kalitesini etkileyecek nitelikteki gerginliklerin birden fazla kaynaktan beslendiğini söyleyebiliriz. Ancak birincil stres kaynağı, çoğunlukla okul ve okulla ilgili sorumluluklar oluyor. Rekabetin arttığı günümüz koşullarında, çocuklardan giderek daha fazla akademik beklenti içine giriyoruz. Erken yaştan başlayan sınav, ders ve ödev stresi, anne ve babanın beklentilerini karşılama endişesiyle birleşince, tutanın elinde patlayan bir bombaya dönüşüyor.

İkincil stres kaynakları da aile ortamındaki olumsuz koşullar, sosyal ve çevresel etkenler, çocuğun mükemmeliyetçi olması gibi karakter özellikleri olabilir.

Stresle mücadelede anahtar kelime, duygu kontrolü olmalı. Çünkü istenmeyen duygular su yüzüne çıkmaya başladığında, çocuğun bunu fark edip önlem almayı öğrenmesi, aslında hayat boyu başarı ve huzurun kapılarını aralıyor.

Endişe, öfke, hayal kırıklığı gibi duygular yükselişe geçerken kontrol edilebilirse bunların artıp kronik strese dönüşmesi engellenebilir. Düşük düzeyde stres, sempatik sinir sistemini harekete geçirip bizi karşımıza çıkan engellerle mücadeleye hazır hâle getirir. Ancak devamlı bir stres hâlinin bedensel ve ruhsal sağlığa büyük zararlar verdiği yadsınamaz bir gerçek.

Bu noktada, hem okullara hem de ailelere görev düşmekte. Okullar, ders dışı faaliyetlerle öğrencilerin gerginliğini azaltmaya çalışabilirler. Çocukları düzenli spor, sanat, elişi gibi faaliyetlere yönlendirmek çözüm yollarından sadece birkaçı. Bunun dışında; yoga, nefes egzersizleri ve bilinçli farkındalık teknikleri çocukların duygu durumlarını erken bir aşamada fark etmelerine imkân tanıyan yöntemlerdir. Duygularının farkında olan çocuk, bu duygular ruhsal sağlığına zarar verecek aşamaya gelmeden önlem alabilir.

person-731165_640

Aileler de benzer biçimde evdeki davranışlarıyla çocuklarına örnek olmalılar. Sakinlik, çabuk öfkelenmemek, daha çok gülmek, neşeli olmak, düzenli spor yapmak, sağlıklı beslenmek, hem ebeveynlerin stres düzeyini azaltır hem de çocuklarına doğru örnek olmalarını sağlar. Her birimiz hayatın akış hızına kapılıp durmayı, düşünmeyi, sakinleşmeyi ve her türlü soruna rağmen birazcık olsun gülümseyebilmeyi unutuyoruz. Çocuklar bizim aynamızsa, yetişkinler olarak onlara örnek olmalı, duygu kontrolüne ve stresle mücadeleye önce kendimizden başlamalıyız.

Çocuklarımızı bu konularda doğru eğitmemiz, içinde bulunduğumuz çağı dikkate aldığımızda çok daha büyük bir önem kazanıyor. Zira çocuklar, bizlerin yaşadığı dünyadan çok daha farklı, teknolojinin ve internetin yönlendirdiği dijital bir çağda yaşıyorlar. Yüz yüze yapılan konuşmaların giderek azaldığı, mesajlaşmaların, sosyal medya paylaşımlarının toplumsal dinamikleri ve kişisel ilişkileri şekillendirdiği bir dünyanın parçası onlar. Bunun yüklediği stres ve ait olma çabası, özellikle ergenlerin zihinlerini kolayca ele geçiriyor.

Bu dijital ve sanal ortamda kaybolmamak için herkesin bir çapaya, hayatı perspektife oturtacak bir çerçeveye ihtiyacı var. Bu noktada, insani duyguları ve dokunuşları yitirmemek birincil amacımız olmalı. Telefonların, bilgisayarların ve ekranların önünde kaybolup giden çocuklarımıza insani değerleri, yüz yüze konuşup duyguları paylaşabilmenin erdemini anlatmalıyız. Teknoloji, teknolojiye ihtiyaç duyduğumuz zaman elimizin altında olmalı ve onu kullanabilecek donanımda olmalıyız. Ancak tüm hayatımızın teknoloji tarafından ele geçirilmesine izin vermek, sayısız sorunları da beraberinde getiriyor.  Mesela çocuklarımız sadece fiziksel değil internet üzerinden de üstü kapalı zorbalığa ve bunun yol açtığı strese maruz kalabiliyor.

İşte bu nedenle, insani teması güçlü tutarak çocuklarımızla hem okulda hem evde konuşmamız, yargılayıp sorgulamaksızın onların sorunlarını dinlememiz gerekiyor. Sorunlar paylaştıkça, katmanları açıldıkça mücadele edilmesi daha kolay hâle gelir.  Biriktirilen sorunlar, beklenmedik zamanlarda duygu patlamalarına yol açabilir. Duyguları paylaşmak ve ifade etmek,  gerektiğinde onları kontrol etmenin ön koşuludur.

Çocuklarımızın, özellikle de ergenlerin kalplerini ve zihinlerini bize açmalarını istiyorsak onlara öncelikle kendi duygularımızı ve kalplerimizi açmak olumlu bir ilk adım olabilir. Aklımızın karışmasının, duyguların kontrolden çıkmasının insani bir durum olduğunu, bunda utanılacak ya da çekinilecek bir şey olmadığını göstermenin en iyi yolu, tek taraflı değil karşılıklı paylaşımdır.

Bu şekilde açılan zihinler ve kalpler hayatı daha derinden yaşayabilir, güçlüklerle daha kolay mücadele edebilir ve olumsuz duyguları kronik strese dönüşmeden denetim altına alabilir.

©Yayımlanan yazıların tüm hakları Kelime Yayınları’na aittir. Yazıların bir bölümü ya da tümü, kaynak gösterilse dahi izinsiz olarak kullanılamaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s